Padişahın işi ne!
Hatıra defterinde bir sayfa ""
Yazan kartall 26. Nis 2008 01:10
Murat Han (III. Murat) o gün bir hostur,
Telaseli görünür. Sanki bir seyler söylemek ister, sonra vazgeçer. Neseli deseniz degil, üzüntülü deseniz hiç degil. Veziriazam Siyavus Pasa sorar:
- Hayrola efendim, caninizi sikan bir sey mi var?
- Aksam garip bir rüya gördüm.
- Hayirdir insallah.
- Hayir mi, ser mi ögrenecegiz.
- Nasil yani?
- Hazirlan disari çikiyoruz.
Ve iki molla kiliginda çikarlar yola. Görünen o ki padisah hâlâ gördügü rüyanin tesirindedir ve gidecegi yeri iyi bilir. Seri ve kararli adimlarla Beyazid’a çikar, döner Vefa’ya. Zeyrek’ten asagilara sallanir. Unkapani civarlarinda soluklanir. Etrafina daha bir dikkatli bakinir. Iste tam o sira, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’ Ahali ‘Aman hocam hiç bulasma.’ derler, ‘Ayyasin, meyhur’un biri iste!’
- Nereden biliyorsunuz?
- Müsaade et de bilelim yani. Kirk yillik komsumuz.
Komsular öfkelidir
Bir baskasi tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ der, ‘Aslinda iyi sanatkârdir. Azaplar Çarsisi’nda çalisir, nalinin hasini yapar. Ancak kazandiklarini içkiye, fuhsa harcar. Hem sise sise sarap tasir evine, hem nerede namli mimli kadin varsa takar pesine.’ Hele yaslinin biri çok öfkelidir:
‘Isterseniz komsulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalim, onu bir kere olsun cemaatte gören olmus mu?’
Hasili mahalleli döner ardini gider. Bizim tebdil-i kiyafet mollalar kalirlar mi ortada. Tam vezir de toparlaniyordur ki padisah önünü keser.
- Nereye?
- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayi yeglersiniz sanirim.
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamizdir. Defnini tamamlasak gerek.
- Iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.
- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
- Peki ne yapmami emir buyurursunuz?
- Mollaliga devam. Naasi kaldirmaliyiz en azindan.
- Aman efendim. Nasil kaldiririz?
- Basbayagi kaldiririz iste.
- Yapmayin etmeyin sultanim, bunun yikanmasi paklanmasi var. Tekfini, telkini...
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmaliyiz.
- Surada bir mahalle mescidi var ama...
- Olmaz. Vefat eden sen olaydin nereden kalkmak isterdin?
- Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azindan Fatih Camii’nden.
- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkani çoktur. Taninmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Haydi yüklenelim.
Ve gelirler camiye. Siyavus Pasa saga sola kosturur kefen, tabut bulur. Padisah bakir kazanlari vurur ocaga. Usulü erkaninca bir güzel yikarlar ki naas ayan beyan güzellesir sanki. Bir nurdur aydinlanir alninda. Yüzü sakilere benzemez. Hem mânâli bir tebessüm okunur dudaklarinda.
Padisahin kani isinmistir bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalinciyi kefenler, tabutlar, musalla tasina yatirirlar. Ama namaz vaktine hayli vardir daha. Bir ara vezir sikintili sikintili yaklasir ‘Sultanim’ der, ‘Yanlis yapiyoruz galiba’.
- Nasil yani?
- Heyecana kapildik, cenazeyi sorup arastirmadan getirdik buraya, Kimbilir hanimi vardi belki, belki de yetimleri?
- Dogru. Öyle ya. Neyse, sen basini bekle, ben mahalleyi dolanip geleyim.
Vezir cüzüne, tesbihine döner, padisah garip maceranin basladigi noktaya kosar. Nitekim sorar sorusturur, nalincinin evini bulur. Kapiyi yasli bir kadin açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefati bekler gibidir. ‘Hakkini helal et evladim.’ der, ‘Belli ki çok yorulmussun.’ Sonra esige çöker, ellerini yumruk yapar, sakaklarina dayar.
Aglar mi? Hayir. Ama gözleri kisilir, belki hatiralara dalar. Neden sonra silkinip çikar hayal dünyasindan. ‘Biliyor musun oglum?’ diye dertli dertli söylenir, ‘Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Aksamlara kadar nalin yapar, ama birinin elinde sarap sisesi görmesin, elindekini avucundakini verir satin alirdi. Sonra getirip dökerdi helaya.’
- Niye?
- Ümmet-i Muhammed içmesin, diye.
- Hayret.
Sizin zamaninizi satin almadim mi?
Sonra malum kadinlarin ücretini öder eve getirirdi. ‘Ben sizin zamaninizi satin aldim mi, aldim.’ derdi. ‘Öyleyse simdi dinleseniz gerek...’ O çeker gider, ben menkibeler anlatirdim onlara. Mizrakli Ilmihal, Hüccet-ül Islâm okurdum.
- Bak sen! Millet ne saniyor halbuki.
- Milletin ne sandigi umurunda degildi. Hos, o hep uzak mescidlere giderdi. ‘Öyle bir imamin arkasinda durmali ki...’ derdi, ‘Tekbir alirken Kâbe’yi görmeli.’
- Öyle imam kaç tane kaldi simdi.
- Iste bu yüzden Nisanca’ya, Sofular’a uzanirdi ya. Hatta bir gün ‘Bakasin Efendi!’ dedim,
‘Sen böyle böyle yapiyorsun; ama komsular kötü belleyecek. Inan cenazen kalacak ortada’.
- Dogru öyle ya?
- ‘Kimseye zahmetim olmasin!’ deyip mezarini kazdi bahçeye. Ama ben üsteledim. ‘Is mezarla bitiyor mu?’ dedim. ‘Seni kim yikasin, kim kaldirsin?’
- Peki o ne dedi?
- Önce uzun uzun güldü, sonra ‘Allah büyüktür hatun.’ dedi, ‘Hem padisahin isi ne?’
Türbesi Unkapani’nda
Nalinci Baba’nin asil adi, Muhammed Mimi Efendi’dir. Bergamalidir. 1592’de vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padisah gördü ve onu evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çesme koydurdu. Bir tekke ile adini yasatti. Türbesi Unkapani’nda, eski Cibali Tütün Fabrikasi’nin arkasinda, Haraçzade Camii karsisindadir. Sultan Murad da 3 sene sonra rahmet-i Rahman’a kavustu. Ruhlarina el-fatiha.