İŞTE GERÇEK SEVGİ
Hatıra defterinde bir sayfa ""
Yazan GURUR 5. Mar 2008 10:50
ISTE GERCEK SEVGI
Bu Kadar Sevebilir misiniz. bu kadar fedakar olabilirmisiniz? okuyun!!!
--------------------------------------------------------------------------------
Aglamak serbest...Ve lutfen sonuna kadar okuyun
BU KADAR SEVEBILIRMISINIZ?
Bir otobüs duraginda karsilasmislardi ilk kez.... Biri tipta okuyordu,
öbürü mimarlikta. O ilk karsilasmadan sonra, bir kere, bir kere, bir
kere daha karsilasabilmek için, hep ayni saatte, ayni duraktan, ayni
otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konusacak
cesareti bulmalari biraz zaman aldi ama sonunda basrdilar. Ikisi de her
sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardi aslinda. Delikanli
arkadasinda kaldigi için o duraktan binmisti otobüse, kiz ise
ablasinda.... Sirf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden
evlerinden çikip, sehrin öbür ucundaki o duraga, onlarin duragina
geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
Okullarini bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu...
Bazen issiz, bazen parasiz kaldilar ama öylesine siki kenetlenmisti ki
yürekleri ve elleri hiçbir seyi umursamadilar. Ayin sonunu zor
getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarinda
da hep mutluydular. Zaman asimina ugrayan, aliskanliklara yenik düsen,
banka hesabinda para kalmadigi için ya da tam tersine o hesabi daha da
kabarik hale getirmek uguruna bitip-tükeniveren sevgilerden degildi
onlarinki... Günler günleri, yillar yillari kovaladikça sevgileri de
büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarinin olmamasiydi. Zorlu bir
tedavi sürecine ragman çocuk sahibi olmayinca, “bütün mutluluklarin
bizim olmasini beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler
hayatlarina. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... “Senin için ölürüm”
derdi kadin, simsiki sarilip adama ve adma “Hayir, ben senin için
ölürüm” diye yanit verirdi hep...
Bazen eve geldiginde, aynanin üzerinde bir not görürdü kadin, “Bir
tanem, kütüphanenin ikinci rafina bak....” Kütüphanenin ikinci rafinda
baska bir not olurdu, “Mutfaktaki masanin üzerine bak ve seni çok
sevdigimi sakin unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu
notlari okuya okuya kosturan kadin, sonunda kimi zaman bir demet çiçek,
kimi zaman en sevdigi çikolatalar, kimi zaman da pahali armaganlarla
karsilasirdi... Aldigi hediyenin ne oldugu önemli degildi zaten....
Hayat ne kadar hizli akarsa aksin, isleri ne kadar yogun olursa olsun
hep birbirlerine ayiracak zaman buluyorlardi bulmasina ama kirkli
yaslarin ortalarina geldiklerinde, daha az çalismaya karar verdiler.
Adam, hastaneden ayrildi ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye basladi.
Kadin da mimarlik bürosunu kapadi ve sadece özel projelerde görev aldi.
Artik daha fazla beraber olabiliyorlardi. Bir gün sahilde dolasirken,
harap durumda bir ev gördü kadin, üzerinde “satilik” levhasi asili olan.
“Ne dersin, bu evi alalim mi?” dedi adama. “Bu viraneyi yiktirir, harika
bir ev yapariz. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terasi olan,
martilari kahvaltiya davet edecegimiz bir deniz evi yapalim burayi...”
“Sen istersin de ben hiç hayir diyebilirmiyim?” diye yanit verdi adam.
“Amerika’daki tip kongresinden döner dönmez ararim emlakçiyi... Kaç para
olursa olsun, burasi bizimdir artik....”
Sadece bir hafta ayri kalacaklarini bildikleri halde, ayrilmalari zor
oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konustular telefonla.
Gözyaslari içinde kucaklastilar havaalaninda. Fakat birkaç gün sonra,
kocasinda bir tuhaflik oldugunu fark etti kadin. Eskisi kadar mutlu
görünmüyor, konusmaktan kaçiniyordu. Onu neselendirmek için, sahildeki
evi hatirlatti ve çizdigi projeyi verdi kadin ama hiç beklemedigi bir
cevap aldi: “Canim, o ev bizim bütçemizi asiyor. Sen en iyisi o evi
unut...”
Mutsuzluk, mutlulugun tadina alismis insanlara daha da aci, daha da
çekilmez gelir. Kadin, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini
söylemesi için yalvardi adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur
anlat” diye dil döktü bos yere... Yillardir sevdigi adam, duyarsiz ve
sevgisiz biriyle yer degistirmisti sanki. Ona ulasmaya çalistikça, beton
duvarlara çarpiyordu kadin, her çarpmada daha fazla kaniyordu yüregi...
Bir gün, çocuklugunun, gençliginin ve bütün hayatinin birlikte geçtigi
arkadasina dert yanarken, “Artik dayanamiyorum, sana söylemek
zorundayim” diye sözünü kesti arkadasi. “O, seni aldatiyor. Is yerimin
tam karsisindaki restoranda genç bir kadinla yemek yiyiyor her öglen.
Sonra sarmas dolas biniyorlar arabaya....”
“Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanlari” diye bagirdi kadin.
Onca yillik arkadasini, kendisini kiskanmakla suçladi.... Ertesi gün,
ögle vakti o restoranin hemen karsisinda bir köseye sindi sessizce ve
peri masallarinin sadece masal oldugunu anladi... Kocasinin eskiden ayni
hastanede çalistigi genç çocuk doktorunu tanidi hemen. Bazen evlerinde
agirladiklari kadina nasil sarildigini gördü adamin...
Aksam kocasi eve gelir gelmez, bazen bagirip, bazen aglayarak, bazen ona
simsiki sarilip bazen de yumruklayarak haykirdi suratina her seyi. Inkar
etmedi adam. Zamanla duygularin degisebildigi, insanlarin orta yasa
geldiklerinde farklilik aradigi gibi bir seyler geveledi agzinda ve
bavulunu alip gitti evden. Kapidan çikarken, “son bir kez kucaklamak
isterim seni” diyecek oldu ama kadin, “defol” dedi nefretle...
Ilk celsede bosandilar... Modern bir ask hikayesinin böyle son bulmasina
kimse inanamadi. Arkadaslarinin destegiyle ayakta kalmaya çalisti kadin.
Adamin, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerlestigini ögrendi. Bazen
yalniz kaldiginda, onu hala sevdigini hissedince, aglama nöbetleri
geçiriyor, askin yerini, en az onun kadar yogun bir duygu olan nefretin
almasi için dua ediyordu.
Aradan bir yil geçti... Her seyin ilaci oldugu söylenen zaman bile,
kadinin derdine çare olamamisti. Bir sabah, israrla çalan zilin sesiyle
uyandi. Kapiyi açtiginda, karsisinda o kadini gördü. “Sen, buraya ne
yüzle geliyorsun” diye bagirmak istedi ama sesi çikmadi. “Lütfen, içeri
girmeme izin ver, mutlaka konusmamiz gerekiyor.” dedi genç kadin.
Kanepeye ilisti ve zor duyulan bir sesle konusmaya basladi: “Hiçbir sey
göründügü gibi degil aslinda. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.
Geçen yil Amerika’daki kongre sirasinda ögrendi hastaligini ve yaklasik
bir senelik ömrü kaldgini. Buna dayanamayacagini, hep söyledigin gibi
onunla birlikte ölmek isteyecegini biliyordu. Seni kendinden
uzaklastirmak için, benden sevgilisi rolünü oynamami istedi. Ailesine de
haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerlestigimiz yalanini yaydi.. Oysa
ilk karsilastiginiz otobüs duraginin karsisinda bir ev tutmustu. Tedavi
görüyor ve kurtulacagina inaniyordu ama olmadi. Gece fenalasmis,
bakicisi beni aradi, son anda yetistim. Sana bu kutuyu vermemi
istedi...” Gözlerinden akan yaslari durduramayacagini biliyordu kadin.
Hemen oracikta ölmek istiyordu. Eline tutusturulan kutuyu açmayi neden
sonra akil edebildi. Itinayla katlanmis bir sürü kagit duruyordu kutuda.
Ilk kagitta, “Lütfen bütün notlari sirayla oku bir tanem” diyordu...
Sirayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”,
“Senin için ölürüm derdin hep, dogru söyledigini bilirdim.” “Fakat benim
için ölmeni istemedim” “Simdi bana söz vermeni istiyorum.” “Benim için
yasayacaksin, anlastik mi?” son kagidi eline alirken, kutuda bir anahtar
oldugunu gördü kadin... Ve son kagitta sunlar yaziliydi:
“Sahildeki evimizi senin çizdigin projeye göre yaptirdim. Kocaman
terasta martilarla kahvalti ederken, ben hep seni izliyor olacagim....”