'Tabu' nedir?
"Tabu" da yine özgün anlamından sapmış ilginç bir sözcüktür. Kökeni Polinezya’ya dayanan bu sözcük birkaç yüzyıl önce Polinezya ve Hawai adalarına ilk giden yabancılar tarafından getirilmiştir. Özel bir kullanım veya amaç için ayrılmış veya buna adanmış bir şey anlamındadır. Normalin dışında güçlere sahip olduğuna inanılan bir nesne, bir kişi veya bir sözcük tabu sayılabilir.
Bugünlerde, tabu genellikle toplumsal adetler yüzünden kaçındığımız veya yasakladığımız bir konu veya eylem anlamına gelmektedir. Bu türden sessiz bir kaçınma, ruh hastalığı olan kişilerle ve onlar hakkında özgür ve içten tartışmaların da önünü keser.
Bu tür yaklaşımlarla, ruhsal hastalıklar üzerine cehaletimizden de bir türlü kurtulamayız. Cehalet gizemi korur, gizem söylenceler yaratır ve söylenceler de yafta ve tabulara açıklık getiren gerçekleri bastırarak cehaleti besler. Bu kısır bir döngüdür.
Bu açıdan bakıldığında, depresyon söylencesi en hafifinden zararlı, en ağırında ise basbayağı tehlikelidir. Yaftayı silmek ve tabuyu kaldırmak için söylence yerine gerçekleri ve cehalet yerine bilgiyi getirmeliyiz.
İşte bu web sitesinin amacı da budur.
Peki modern depresyon söylencesi nedir?
Antidepresan ilaçların bağımlılık yapıcı oldukları yolunda bir söylence vardır. Yapmazlar. Alışkanlık yapıcı da değildirler. Beyin biyokimsayısında ani değişikliklerin sonuçlarına bağlı çıkabilecek belirtilerden kaçınmak için bazılarının yavaş yavaş kesilmesi gerekebilir, ancak ani kesilmeye bağlı belirtilerin bağımlılık yapıcı ilaçlardan yoksunluğun yarattığı dehşet tablolarıyla hiç ilişkisi yoktur.
Ayrıca antidepresanların normal davranışı değiştirdikleri de söylencelerden biridir. Depresif davranışı gerçekten de değiştirirler ve normal kişiliğin yeniden gölgeden çıkmasına izin verirler. Basında çıkan bazı yazıların öne sürdüğü gibi “mutluluk hapı” değildirler. Kişi depresyona girmeden önce özellikle neşeli, konuşkan veya kendine güvenli değildiyse, antidepresan tedavi sonucunda da daha neşeli, konuşkan veya kendine güvenli olmayacaktır.
Diğer bir söylence de "Prozac Kişiliği" üzerinedir. Bu okurların ilgisini çekmek üzere manşet yazarlarının bir uydurmasıdır. Depresyon gerçek kişiliği bastıran bir hastalıktır. Depresyon o kişiliğin bir parçası değildir. Ne var ki, bazen hastla
lık öyle uzun sürer ki, öyle olmasa bile kişiliğin bir parçasıymış gibi görünür.
Bir de popüler bir söylence var. ABD’de yakınlarda gerçekleştirilen bir taramada, katılanların yarısının depresif insanların yalnızca tembel olduklarını düşündüğü ortaya çıktı. Biz depresyonun genellikle isteksizlik, yorgunluk, işbirliğine girememe ve üretkenlik kaybıyla ilişkili olduğunu biliyoruz. Demek, bu belirtileri görüp yanlış sonuçlara varmak ne kadar kolaymış.
Depresyonun ‘tımarhaneye’ giden kısa yoldaki ilk adım olduğu yolunda yaygın bir inanış vardır. Bunun gerçekle hiç ilişkisi yoktur. Doğru, intihar riski olan insanların kendi güvenlikleri açısından hastaneye yatırılmaları gerekebilir. Olağan tedavilerle iyileşmeyen ağır depresyon olgularının özel tedavi için hastaneye yatmaları gerekli olabilir. Hastaneye yatmanın, ara sıra filmlerde ve televizyonda gösterilen dehşet sahneleriyle ilgisi yoktur. Bunlar yanlış betimlemelerdir ve ne yazık ki söylenceleri beslemişlerdir.